Kimim Ben?

Kendini arayan bir seyyahım, kendime göçerim…

Derviş Kaşıkları

Bir gün sormuşlar ermişlerden birine; “Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?” “Bakın göstereyim” demiş ermiş.

Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış.
Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar.

Ermiş; “Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz” diye bir de şart koymuş. “Peki” demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına.
En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.

Bunun üzerine, “Şimdi…” demiş ermiş, “Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe.”
Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen, ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa.
“Buyrun” deyince her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarak içmişler çorbalarını.
Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan.

“İşte” demiş ermiş, “Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse o aç kalacaktır.
Ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır.
Şüphesiz şunu da unutmayın. Hayat pazarında alan değil, veren kazançlıdır her zaman…”

21 Ekim 2006 Yazan: Kimim ben? | Uncategorized | | 2 Yorumlar

Şerefi kaybetmek

Şerefini kaybettikten sonra yaşamaktan daha acı ölüm olur mu?

Rousseau

14 Ekim 2006 Yazan: Kimim ben? | Uncategorized | | 3 Yorumlar

Adam kalmak

İşin güç kısmı adam olmak değil, adam kalmaktır

A. Mezerelles

14 Ekim 2006 Yazan: Kimim ben? | Uncategorized | | Henüz Yorum Yok

Gül yaprağının anlattıkları…

Ali Ural, Zaman gazetesinin Turkuaz ekinde yazılar yazıyor. Dha önce İskender Pala’nın bizlerle paylaştığı bir hikaye vardı, gül yaprağının anlattıklarıyla ilgili. İşte o yazının daha kapsamlısını, Ali Ural yazmış. Burda bir kısmını alıntı yapalım:

Otuz kişiydiler. Çok düşünür, az yazar ve gerektiği kadar konuşurlardı. Bir araya geldiklerinde dudaklarını kilitleyip saatlerce tefekküre daldıklarından “Suskunlar Meclisi” denmişti onlara. Aralarına katılmak isteyenlere kapıyı açmaları ancak aralarından birinin dünyayı terkiyle mümkün olduğundan, düşünce ehli suskunlar meclisinin toplandığı evin önünden geçerken mırıldanırdı: “Keşke ben de o mecliste olsaydım!” Hele onlardan biri vardı ki suskunluğu kurtuluşun sermayesi olarak görür, “Bu nilüfer renkli kubbede ululuk narası atanın ululuğu ve ünü suskunluğundandır…”, “Ağzını açtığın zaman aklın rehini ol, olamazsan bari dilini içeri çek de sus!” der, “Ey Câmî! Boş laf etmek ne zamana kadar sürecek! Aklını başına al ve dilini tut da, bu korkunç kürede göğün zirvesinden yere çakılmayasın!” diye kendini azarlardı.

Ali Ural, bu noktadan sonra Molla Câmî’nin hayatını bizlerle paylaşmaya başlıyor. O yüzden bir de hikayenin sonunu alalım:

Suskunlar Meclisi’ne gelince; Câmî, meclisten birinin vefat ettiğini duyup soluğu meclisin kapısında almış, ismini yazdığı kağıdı kapıcıya vererek içeriye götürmesini istemişti. Cevap kapıcının elindeki bir bardak suydu. Bardak tek bir damla alamayacak kadar doluydu. Demek kendisinden önce koşan biri olmuştu Suskunlar Meclisi’ne. Câmî bunun üzerine bahçede gördüğü bir güle yöneldi ve ondan bir yaprak kopardı. Sonra bu gül yaprağını bardağın içine koyup tekrar kapıcıyla içeri yolladı. Suskunlar Meclisi suda yüzen gül yaprağını görünce konuştu: Açın kapıları!

Letafetin, zarifliğin bu kadarı insanı hayrete düşürmüyor mu sizce de?

12 Ekim 2006 Yazan: Kimim ben? | Uncategorized | | Henüz Yorum Yok

Detaylar

Juan, motosikleti ile Meksika sınırına gelir. Arkasındaki iki büyük çantayı gören sınır polisi şüphelenir ve içinde Ne olduğunu sorar. Juan, “Yalnızca kum” diye yanıt verince polis, “Aç bakalım çantaları” der. Juan çantaları açar, polis didik didik kontrol etmesine rağmen kumdan başka birşey bulamaz çantada ! Bununla yetinmeyen polis, gece yarısına kadar kumu her tür tahlilden geçirtir ancak saf kumdan başka birşey yoktur ! Polis, çantalarını Juan’a geri verir ve sınırdan geçmesine izin verir.

Ertesi gün Juan Motosikletinin arkasında iki büyük çantayla tekrar sınırda belirir. Polis Juan’ı gene durdurur, didik didik arar, bir şey bulamaz ve Juan’ı serbest bırakmak zorunda kalır. Bu olay, polis emekli olana dek yıllarca devam eder !

Bir gün emekli polis Meksika’da bir barda otururken Juan’ın içeri girdiğini görür ve derhal yakasına yapışır;
“Senin yıllardır birşeyler kaçırdığından eminim. Çıldıracağım. Geceleri uyku uyuyamıyordum senin yüzünden. Lütfen anlat bana ne kaçırdığını. Aramızda kalacağından emin olabilirsin.”

Juan gülümseyerek yanıtlar, “Motosiklet”

Detaylarla boğuşurken özü kaçırmamak lazım…

11 Ekim 2006 Yazan: Kimim ben? | Uncategorized | | Henüz Yorum Yok

Kimim ben?

Kayboldum.

Cevabını bilmediğim sorularla yaşıyorum… Seyyah oldum kendi içimde. Bilmiyorum ne haldeyim, yürüyorum gündüz gece. Bu satırların nedeni de bu düşünsellik belki de…

Her zaman peşinden koştuğum yolun yolcusu olarak, aklım takılmış bir yerlere işte. Nedenlerin peşinden sürüklenip gidiyorum. Kâh yetişiyorum, kâh geride kalıyorum.

Ama sordukça da, anlıyorum ki soruların sonu yok.

Bakalım nereye kadar bu seyahat.

Mevlam görelim neyler
Neylerse güzel eyler

19 Eylül 2006 Yazan: Kimim ben? | Uncategorized | | Henüz Yorum Yok