Özgüven
Yapacak onca işin arasında internete girmekten başka bir şey yapmadığım için kendime şaşırıyorum aslında. İnternet benim için bir bağımlılık haline gelmiş meğerse, aynı şu yazıda bahsettiği gibi.
Bağımlılık deyince aslında başka bir mesele daha geldi aklıma. Uzun zamandır görmediğim bir dostumla dün görüşme imkanım oldu. Bizler öyle çok ibadetlerle meşgul insanlar değiliz belki, herkesin kendine göre belli bir seviyede inancı, ibadeti illa ki var. Ama Ramazan ayrı bir huzur, ayrı bir tat bırakıyor insanın damağında, bunu kimse inkar etmiyor. İşte bu dostum da sigara bağımlısı biri olarak oruç tutmanın kendisini ne kadar iyi hissettirdiğinden bahsetti bana. Tabii ki sigaradan her zaman nefret etmiş biri olarak bu durum benim çok hoşuma gitti, ama o bağımlılığın ne demek olduğunu bilmediğimden ya da hep başkalarında görerek tahayyülümün, hayal gücümün ulaştığı yere kadar gidebildiğimden olsa gerek, bu sözlerin tam manasını kavrayamadım.
Yani, hem oruç tutarak sigara içmediğin zamanlarda kendini iyi hissedeceksin, hem de hâlâ sigaraya devam edeceksin… Biraz ters görünüyor, ama aslında bağımlılık böyle bir şey işte. İnternet bağımlılığı da aynen böyle. Öyle zamanlar oluyor ki internete girmediğim zaman huzur duyuyorum, iyi ki yaşıyorum, iyi ki bu dünyadayım diyesim geliyor. Ta ki içimde o bağımlılığın yarattığı, ürettiği sıkıntı başlayana dek. Ne kadar uğraşsam da aklımdan hiç çıkmıyor bu meret, kontrol mekanizmalarımı sarsıyor… Ne vakit internete girsem, bir türlü çıkmak bilmiyorum. Elektromanyetik hocamız “gidin falanca konuyu internetten araştırıp gelin” dedi, kaç gündür bunun içi bilgisayar başına oturuyor olmama rağmen hep başka mevzulara takılıp, tıkılıp kalıyorum ve sonunda saatler geçiyor, yorgun bir insan olarak bilgisayar başından eli boş kalkıyorum. Tabii ki huzur yok, sevinç yok, tatmin hiç yok… Sadece gönül eğlendirmiş, alkol almışcasına bir aktivite ertesinde kendimi buluyorum ve “keşki yapmayaydım, ne olurdu” diyor ve üzüntülere gark oluyorum.
Durum bundan ibaret, lakin dost sohbeti bununla bitmedi, dedi ki: “Oruç ve diğer ibadetler aslında insana manevi bir … şey kazandırıyor”. Burda “şey” nedir, söyleyemedi, aklına gelmedi belki, ben de sazanlık örneği göstererek, “huzur mu?” dedim. Sözünün kesilmesine kızmışcasına sitem ederek: “illa ki o var, ama bu başka bir şey” dedi, kelime dilinin ucunda ama söyleyemiyordu, sonunda Allah nasibetti: “manevi bir özgüven kazandırıyor!“. Aman Ya Rabbi! O nasıl bir laftı öyle, hiç böyle bir bakış açısı görmemiştim. “Nasıl yani?” der gibi bir bakış fırlattım istemsizce. Açıklamak için kendini zorladı: “Mesela benim bir bisikletim var, bozulsa ve ben uğraşıp onu tamir etsem, bu benim içimde bir özgüven oluşturur, bana bir özgüven verir. Aynı bunun gibi, oruç tuttuğum zaman, kendimi özgür hissediyorum, kendime karşı durabileceğimi, istediğim zaman kendimi frenleyebileceğimi bana gösteriyor, bir şey başarabileceğimi bana gösteriyor” dedi. Yavaş yavaş beynimde bir şablon, bir imaj oluşmaya başlamıştı. Resmin tümünü göremesem de, yap bozun bir kısmı nurlanmış, apaydınlık olmuştu. Ve anlayamasam da, analatamasam da, o bile tam açıklayamasa da o aydınlığı hissedebiliyordum.
Evet, ne vakit ibadet üzre niyetlensem, nefsim, şeytanım hep başka şeyleri işaretliyor, “bak” diyor “daha mühim işler var, daha mühim değilse bile daha hoş mevzular var. Hem ibadetini daha sonra da yaparsın, günler çuvala girmedi ya!” Ve nefse boyun eğmek ya da şeytana baş kaldırıp, o problemi çözmek ve özgüvenini kazanmak. Şeytanın boyunduruğundan kurtulup özgür olmak, hem de sırf kendim istediğim için!…
Bu satırları yazmadan önce kendimi biraz zorladım, “biraz da Kur’an okumayı deneyeyim” dedim, bir kaç sayfa oldu, okuyabildim. Uzun zamandır yüzünü açıp bakmadığım Cevşen’i elime alayım okuyayım dedim, o da oldu, en azından başardım. Ve hep aksattığım Tesbihat’ı bu sabahlık yapıp bitireyim, içine dünyalık bir şey karıştırmadan en azından sonuna kadar deneyeyim dedim ve oldu, başardım! İşte bu başarı manevi özgüven vermedi de ne yaptı? Şimdi o sevgili dostun dediklerini ne kadar iyi anlıyorum!
Şükürler olsun bu tefekkür ufkunu bana nasip edene.
Henüz yorum yapılmamış.